ikibinoniki.

2012-01-02 17:12:00

Değişen takvimin ardından... Değişen tek şey takvim işte. Yine geç uyudum, sonra geç kalktım. Yine uyanınca yüzümü yıkadım, sonra yalnız saatler geçirdim. Değişen bir şey yok işte 2012 adı altında. O zaman sevinmek niyeydi ? Yılın başında gelen bir şey yoksa, ben aynıysam sebebi neydi bunca sevincin. İşte hep böyle sırf dilek tutmaya bahanemiz olsun diye... Ve belki de yalnız olanların yüzüne daha da çarpılsın yalnızlıkları diye... Ya da eğlenmeye sebebimiz olsun diye ''yeni yıl'' kutlanır. Oysa değişir takvim, değişir saatler. Değişmeyen tek şey belki içinde boğulduğunuz koskoca yalnızlıktır. Bu yüzden dilek tutmadım, umutlar yüklemedim bu yıla da. Çünkü biliyorum, Değişen takvimin ardından, değişen tek şey takvim işte. Devamı

Sevgili günlüklerim

2011-12-27 01:46:00

Sevgili günlük(lerim) Çocukken babasının iş yerine gidince oralet içen o çocuklardanım bende. Hatta kendimi aşıp orta şekerli kahve falan içerdim neyse sorunum. Sanki çok biliyorum kahve içmenin zevkini daha ilkokul 2. sınıfım. Boyumdan büyüktü işte özentilerim. Babamın sabrını denerdim adeta beni götürdüğü günlerde,bir kere o adam kendi makam koltuğuna oturamazdı çünkü ben oradan aşağı inmezdim. Tabi bir de tek çocuktum o zamanlar bizim afacanlar yoktu meydanda babam da o koltuğu bana bırakıp emekli olacağı günleri düşünür beni geleceğin ''teftiş kurulu başkanı'' olarak hayal ederdi sanırım, sesini çıkarmazdı ne desem yapardı canım benim. Elime bütün A4 kağıtlarını, bütün fosforlu kalemleri verirdi.Sonra bilgisayarda ki paint programında az mı çöp adamlar, iki pencereli üçgen çatılı evler, güneş, iki tane kıvırcık bulut ve top el ele tutuşmuş mutlu anne baba çocuk tabloları çizmedim. Bütün personellerin odasını gezip babam adına emirler vermeye çalışır kendimi bir şey sanırdım. Hepsi de şımartırdı beni. Bu sebepten el bebek gül bebek büyüdüm babamın iş yerinde bile... Babamın çalıştığı birim belediyenin bir kurumuydu o zamanlar ve sene 2000'di sanırım bir gün yine iş yerine götürmüştü beni babam. O gün yine canım sıkılmış adamı canından bezdirmiştim elime mavi kapaklı kalın bir ajanda verdi, belediyenin ajandasıydı. ''Annemin defterinden bu?'' demiştim o da; -Evet, annene her yıl bir defter hediye ederim o da günlük yazar demişti. Sonra oturup bana günlüğün ne olduğunu, annemin yıllar boyu hep merak ettiğim ama içinde gizli bir sır olduğunu, açıp bakarsam büyük suç işleyeceğime inandığ... Devamı

Birini kaybetmek...

2011-12-25 16:39:00

Birini kaybetmekten hep nefret ettim, hayatımdan çıkardığım ''asla''listesine aldığım herkes kayıp oldu ve bunun olmasından hep nefret ettim. En başlarını eski sevgili çeker bu listenin, sonra daha ilk başta yıldızımın barışmadığı, asla yakınımda olamayan insanlar. Ama önemli biri gittiğinde yarım kalır insan... Biz hep ''3''olduk şimdiye kadar. Arkadaşlıktan öte biz birbirimizin herşeyiydik. Biri hep vardı, hep olacaktı benimle, diğeri ise sonradan ama hep kalmasını isteyebileceğim kadar bana yaklaşmıştı. Ve beraber ağladık, güldük günlerce, aylarca. Yılları da devirdik hatta. Ne ayrılıkların, ne mesafelerin üzerinden geldik. Hiç kimse hiç bir şey engel değildi konuşmamıza. Bizim gülmelerimiz hastalık gibiydi, bulaştırırdık birbirimize ve susmazdık telefonlar açık olduğu sürece. Ve birinciyle ben hep düz gittik, ikinciye ise kırıldım kimi zaman. Ama sustum, küçük şeyler oldu alttan aldım, bazen büyük şeyler de oldu yine alttan aldım. Bazen ona dayanarak çok büyük güçlükleri atlattım. Ve o da bana dayandı, öyle alıştık ki yokluğumuzda boşluklar oluştu ve beraber kaldığımız o gecelerde hayaller kurarken o boşluklar doldu. Sonra bir gün kaybolduk. Birbirimize o kadar sıkı sarıldık ki birbirimizi düşürdük sonunda. Ve daha önce hiç ortaya çıkmamış yüzlerimizle hiç söylenmemiş sözler söyleyerek çıktık hayatlarımızdan. Biri yine benimle kaldı. Diğeri ise gelişinden çok farklı bir şekilde gitti. Aniden... Kimin suçlu olduğunu ölçmeden, artık iki yabancı olmak üzere sözleştik ve kaybolup gittik. Resimlerde gülen yüzlerimiz bile düştü. Oysa özlemekten bahseden, içinde ''İstanbul'' geçen her şarkı bizimdi. Ama şimdi tek bir şarkı sö... Devamı

Aşkta telafi olmaz günleri.

2011-12-24 21:35:00

Bunalıma girdim, ''hayattan hiç zevk almıyorum yaaa'' diye tepindiğim ergen günlerimdeyim. Eskişehir çok soğuk, umutsuz ev bayanıyım. Kitap okumak... Bir türlü ilerleme noktasına gelemediğim EMPATİ bana bakıyor masadan. Ders çalışmak... O neydi ki nasıl yapılırdı böyle bir tanım yok şu an hayatımda. Binaların sütun kaidelerini incelemekle meşgul olacak bir sanat tarihçisiyim ben. Nereden de açtıysam başıma...Üniversite hayatı boş boş gün geçirmekle eş değer miydi bilemiyorum. Ben ne çok özlemeye başladım bu aralar her şeyi. Keşke şu an ''bu mikrofon niye çalışmıyor yaaa, bu bilgisayara ne oldu,'' diye söylenip ''3834'e smslerinizi bekliyorum'' diye çırpınsam. Durup durup radyoculuk ruhum canlanıyor içimde en yıldız program sunucularına taş çıkartacak şekilde anonslar yapıp konuşuyorum hayali dinleyicilerimle.. Radyoculuk gerçekten hevesi olan biri için yapılabilecek en güzel şeylerden biridir. Ve çok kısa da olsa yaşadığım için geri istiyorum şu an. Ben çok daha küçüktüm o zaman, nerden nasıl tuttu bu heves bilmiyorum ama babamın beni radyoya götürüp alın size bedava eleman dediği o günü hatırlıyorum. Nasıl hevesli, nasıl çırpınışlardaydım... Gözümü korkutmuştu iki adımlık yayın odası ve koca mikser. İlk kez tanıştığım Sakarya'nın en gözde programcısı Fehmi'ye ben bunları kullanabilir miyim diye sorduğumda gülmüştü bana. Sanki her şey tamam sular seller gibi yayın yapıyorum da bir o kalmış. Sonra ilk onun yayınına çıkmıştık radyonun fan clubunu tanıtmak için. Heyecanlıydım ama yayını ben açmıştım. Telefonlar gelmişti, nasıl sevindirik olmuştum. Basit gibi duruyor aslında ama orada ki biri için o kadar önemli ki insanların tep... Devamı

Kış.

2011-12-22 16:08:00

Eğer zaman zaman telefonları ''he'' diye açıyorsam, yüzüm günün yarısından daha çok bir sürede asıksa, sebepsiz bir şekilde ağlamaklı bir ifade varsa suratımda genelde, ve şokella krizlerine giriyorsam kii bunu en çok arkadaşlarım bilir, bir de sabahın erken saatlerinde alarmı kapatıp geri yatma hastalığım başladıysa kış geldi demektir. Soğuk ve ıslak olan hiç bir şeyi sevmem ben. Ve o sıcak yaz günlerinde susuzluktan ölmek üzere oluruz ya bazen işte ben o zaman bile ah ah kış gelince bu günleri arayacağız derim içimden. Ve bu hep olur hep yaz günlerini ararım. Şu eskişehire geldiğimden beri bir şeyleri özlemekle meşgulum zaten. İlk günler her akşam telefonda ağlama fasılları yapardık beyindaşım diye tanımladığım elmamın yarısı arkadaşım tuğçeyle. Alıştık gerçi şimdi ama hala onu özlüyorum. Yaz demek neşe demektir her şeyden önce ben yazın çok az üzgün olurum. Elbise giyme mevsimidir yaz benim için, saçımı toplama mevsimidir, nar çiçeği ojeyi sürüp uzun süre silmemek, koyu renkli, kalın ve soğuk olan her şeyden kaçmaktır. Annemle mutfakta otururken balkon kapısının sonuna kadar açık olması ve orada parkta oynayan kardeşime göz atmak bir yandan da çocukların seslerini duymaktır. Geceleri evimizde ki iki afacan uyuduğunda annem ve babamla balkonda oturup uzun uzun sohbet etmektir. Camımın hep açık olması sayesinde yıldızlara bakarak müzik dinlemektir. Sonra çocukluk arkadaşımla bizim meşhur camili'mizin çaydanlık parkına gitmektir, büyüdüğümüz o sokaklarda gezip gülmektir. Çok uzun olmasa da tatile gitmektir. Babamın neşeli sesiyle uyanıp kardeşimin daha gitmeden şişirdiği koca simidiyle yola çıkmak, yolda beceremedikleri şarkıları söyleyip bir yandan da en kü&... Devamı